Her şeyden önce “bir insandı öldürülen” dedik. Bu vahim katlediliş elbette yine “sonuç”tu.
Öncelik bir ölümdü,cinayetti. Fakat daha bunun ne demek olduğunu kavrama anlayışına varmadan bu sonuçla ilgili yorumlara daldık.
Yok efendim “şunun için bunun için vuruldu” demek daha bir entelektüellik her halde. Elbette bu cinayetin “amaçsız” olduğunu söylemek, arkasındaki realiteyi yok saymak mümkün değil. Ancak bir insan Hrant Dink ve “ÖLDÜRÜLDÜ”! Bunu daha bir iyi kavramamız, algılamamız gerekmez mi ?
Sonuca giden “neden”ler çok önemli, Hrant Dink in öldürülmesi, öncesiyle de sonrasıyla da önemli.
Şimdi zamanı geldiğine inandığım için bu konuyla ilgili yazmayı da uygun görüyorum. Elbette çok geç kaldığımın da farkındayım. Bir insanın öldürülmesi çok önemli değil(!), önemli olan bir can kaybetmek değil(!). Hepimiz için önemli olan O nun ölümünün getireceği sonuçlar her halde!
Her ne sonuç gelirse gelsin, sadece ve sadece biz böyle düşündüğümüz için bu cinayet, bu cinayeti işleyen yada işletenlerin istedikleri sonucu almalarına yarar sağlayacaktır. Daha baştan bir adım geride kaldığımızın varsa eğer bir oyun, entrika, O na gelebilecek olmamızın göstergesidir bu…
Toplum olarak meyilliyizdir “komplo teori”lerine. Madem bu toplumun parçasıyız, biriz bütünüz(?) buyurun:
Hrant Dink in öldürülmesinden iki gün önce bir Fransız dergisinde Türkiye yi öven, turizm cenneti olarak gösteren ve “Türküye ye gidin” mesajı veren bir yazı çıkmıştı. Hatta Türkiye ekonomisinin güçlendiğinden ve dünyanın yirmi büyük ekonomisinden biri olduğundan da bahseden bir yazı.
Tamamen tesadüf te olabilir belki, ancak bu yazıdan iki gün sonra bu cinayet gerçekleşiyor ve Fransa dan bir Ermeni gazeteci tv lerde bütün dünyaya “işte biz Ermeniler in kaderi! Türkler in elinden ÖLÜM!” diyordu…
Bir başka tesadüf ise cinayetten sadece iki saat sonra büyük bir kalabalık İstanbul da toplanıyor, ellerinde pankart, aynı sloganlarla “katil devlet” diyerek yürüyorlar. Bu cinayettin zamanıyla ilgili hiçbir haberi olmayan insan kitlesi bu kadar kısa bir sürede böylesine organize olabiliyorsa, bu ülkede çekilen birlik beraberlik sıkıntısı, organize olamama gerçeği nasıl bu kadar belirgin ve ortadadır gerçekten çok ilginç!
Cinayetten sadece iki saat sonra bu kadar insan nasıl toplanıyor ?
Toplandı diyelim, bir tepki var ona da eyvallah, ancak farklı toplum kesimlerinden insanlar mı bu toplananlar ? Aynı sloganı atıyorlar, kırmızı-sarı bayraklar taşıyorlar ve hatta pankartları dahi hazır ve ellerinde.
Gelelim cinayet zanlısına, Karadenizli! Trabzonlu! Söylenene göre hayatında hiç İstanbul a gelmemiş! Şimdilerde polis O nu İstanbul a getirenleri araştırıp buluyor. yakından biri değil, hatta İstanbul gibi neredeyse nüfusun üçte birinin yaşadığı bir ilden değil de Trabzon dan bir katil!
Yakın zaman da Papaz öldürme olayının gerçekleştiği, gazetecilere linç girişiminde bulunulduğu bir bölgeden, Doğu Karadeniz den! Bu bölge insanın hassasiyetleri, milliyetçi ve bazı değerleri konusunda katı ve hatta sinirli yapısı “kaşınılmak” isteniyor ve uzun süredir bu bölgeyle –Doğu Karadeniz- ilgili çeşitli oyunların oynandığı da malum…
“Katil devlet” sloganıyla gösterilen hedef, bu cinayetten çıkar bulacak bir adres değil. Eğer ki “derin devlet” nitelemesine bir atıf varsa ve gösterilen yer,hedef orası ise, bu gösterilen hedefin amaçlarıyla yada çıkarlarıyla bu cinayettin tamamen ters düştüğünü görmek gerek. Yani Harant Dink in ölümü bizim derin devletimizin çıkarına yada işine gelecek bir olay değildir.
Öte yandan Ermeni Diaspora sının çok daha işine gelecek bir olaydır. Kendi soyundan olan bir Türk Vatandaşı, diasporanın ideolojik anlayışını kabul etmemiş ve O na karşı çıkmıştır. Böylesine ılımlı bir Türk Ermeni si diasporanın istediği bir insan olamaz. Hatta bunu “böylesine ılımlı bir Ermeni ye dahi tahammülleri yok ve öldürüyorlar” diyerek kullanabilirler.
Aslın da bu tür oyunlara artık gelinmediğinin örneğini çok kısa bir zaman önce yaşadık. Etnik kimlikler üzerine bir oyuna girişilmeden önce –ki bu b,c,d,e… kaçıncı plan ise- laik-antilaik çatışmasıyla ilgili bir plan devreye konmak istendi. Hatırlarsanız “danıştaya silahlı saldırı” olayını. Bu olayda da istedikleri sonuca arzuladıkları depreme ulaşamadılar. Belki de ilk defa iki polis memuru olması gerektiği yerde idi ve saldırıyı düzenleyen avukat yakalandı.
Saldırı haberi duyulur duyulmaz malum medya hemen haberleri girmeye başladı. Kesin kati bilgiler sunuyorlardı sanki, elbette ilk söylenenler etkili olacak olay daha sonra bu ilk söylenen-verilenlerle hatırlanacaktı. Saldırı olayını gerçekleştiren şahıs şeriatcı-dinci oldu önce, “adam türbana bu kararı veren üyelere ölüm biz Allah ın askerleriyiz” “ diye bağırarak taramış toplantıyı” ! Daha sonra anlaşıldı ki böyle bir şey yok, ne hikmetse bu söylemi sadece Çölaşan ın hanımı duymuş! Eh öyle ise yapılacak malum, saldırganımız birden eski bir “ülkücü” oldu ama o da tutmadı, böyle bir ne bağlantı vardı nede bir kayıt. Bir kısım basın resmen çuvalladı art niyeti apaçık ortaya serdi. İstenilen sarsıntı oluşmadı…
Daha bu olay (17.05.2006) unutulmadan -ancak başarısızlığı son derece bariz iken- yeni bir plan uygulanmalıydı. Bu plan etnik farklılıklarla ilgili olmalıydı, bir başka “yumuşak karın” burasıydı. Ve maalesef bu sefer de işin içinde “kan” olacaktı. Merhum Hrant ın kanı!
Aslında ilginç noktalardan biride bu kadar kısa süre içinde aynı tip planların tekrarlanması ?
Sanki birinin, birilerinin çok acelesi var yada daha doğrusu “zamanları yok!”
Her ne hal ise,
En genel itibari ile istenilen sonuç, toplum içinde ki çizgilerin daha belirgin hale gelmesi, hatları keskinleşmesi ve farklı düşünce ve inanç yapısında ki insanların bir birlerinden daha da uzaklaşıp yabancılaşması. Sağ-sol, Kürt-Türk, Laik-antilaik, Atatürkçü-gerici,yobaz gibi kamplara bölünmesi bu ülkenin parçalanmasını sağlayamadıysa etnik kökenleri en dip noktaya kadar kaşımanın , bu gün bana yapılan yarın sana da yapılacaktır mesajını vermenin; ama hepsinden önemlisi ulus devlet yapısının en temel unsuru olan “TÜRK” omurgasının zaafa uğratılmasının, aşağılanmasının “barbar, cahil, az gelişmiş” çamuruna yatırılmasının zamanı gelmiştir.
Şu an bütün şiddetiyle bu oyun oynanmaktadır. “TÜRK” olgusu zaafa uğratılarak bu ülkenin önü kesilebilecek midir ? Yeni dünya düzeninin planları orta doğu üzerinedir ve bu planları bozan toprak bütünlüğü tam olan ve güçlü bir geçmişi, tarihi bulunan köklü iki ülke ve ırk söz konusudur. Bu ülkeler Türkiye ve İran dır….
Şimdi bu melun olaydan çıkarak yeni dünya düzenine kadar uzanan öykü yada komplo teorisi sadece bana ait midir ? Kerkük te yapılacak olan yada yapılması düşünülen ancak sürekli ertelenen ve Türkiye nin şiddetle karşı çıktığı referandum dan haberimiz var mı ?
Peki bu referandumun konuyla ilgisi ne olabilir ? Buna değinmeden önce bakılması gereken bir başka konu var. 1 Mart teskeresini hatırlayalım. TBMM sinde 1 mart teskeresinden ret oyu çıktıktan sadece 3 gün sonra İstanbul da bombalar patladı.
Şimdi ise bir başka oylama-referandum var. Aslında bu bölgenin etnik sınıflandırılmasıyla ilgili yapılan ilk referandum yada çalışma olmayacak bu. Bu bölgede ki parçalanmış Osmanlı nın toprakları üzerinde Fransa nın da büyük desteğiyle bir Ermeni Devleti kurma istekleri Amerika da ki Ermeni lobisinin ABD nin desteğini almak amacıyla başkan Wilson (Woodrow Wilson) a baskı yapması , Wilson nun bir heyet oluşturup bu bölgeye göndermesiyle sonuçlanır. Bu heyet bu bölge de gerçekten bir Ermeni nüfusu çoğunluğunun olup olmadığını rapor edecektir. Rapor bu bölge de herhangi bir etnik çoğunluğun yada bir Ermeni hakimiyetinin “olmadığı” yönünde gelir. Ve Wilson Ermenilere “destek vermez”.
Wilson nun heyetinin bölgeye ziyaretinden yedi yıl sonra Musul ve Kerkük bir referandum yapılır. Yıl 1926 dır ve halen Musul ve Kerkük İngiliz ve Fransızlar için büyük bir sorundur. 1917 Bolşevik ihtilali tüm dünyaya O lanetli yeni rejimi tanıtmış, kominizm ve proleteryan diktatörlüğü ihtilal sonrası dağınıklığı üzerinden atıp toparlama ve güçlenme sürecine girmiştir. Tüm ülke rejimlerini etkileyecek yeni rüzgardan her ülke iktidarı korunmaya çalışırken İngiliz ve Fransızlar da kendi dertlerine düşmüşlerdi. Kendi içlerinde ki Avrupa nın belasını, Yahudiler i orta doğunun kalbine saplamışlardı. Artık petrol kaynaklarını da güvenceye alıp bir an önce kendi rejimlerinin derdine düşmek ve ülkelerinin istikrarını korumaları gerekecekti.
Devamı gelecek inşallah….